Astroloji Tarihi

ASTROLOJİ TARİHİ BİLGİLERİ

Astroloji Kavramının Temeline baktığımızda, İlk İnsanlarda Kemik Takvimi ile kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Kimi, Ay ve Güneş açılarını hesapladılar, Kimileri ise hayvan organlarından geleceği görmeye çalıştılar. Uyguladıkları yöntemler, günümüzde kullandığımız Horoskop Haritasının temellerini oluşturdu, bazı yöntemler ise hala gizemini koruyor…

ASTROLOJİYİ İLK KULLANAN, İLK İNSAN – AVCI GRUBUYDU…

Astroloji Kavramının Temeline baktığımızda, İlk İnsanlarda Kemik Takvimi ile kullanılmaya başlandığını görüyoruz.

Avcılar belki de birden fazla kemik takvim kullanıyorlar, önceki yıllara ilişkin olanlarla yeni olanları karşılaştırıyor, geçmişte ne olduğunu ve gelecekten neler bekleyebileceklerini öykülendiriyorlardı.

Sanki astrolojiye doğru ilk adımlar atılıyordu! Ne dersiniz?

Kemik ve taş takvimler aslında astrolojinin başlangıcından çok daha önemli gelişmelere işaret eder. Çizgi ve gösterimlerle öykü anlatma çabası uygarlığın gelişmesiyle birlikte Sümerliler ve Mısırlılarda resimsel yazının yani çivi yazısı ve hiyeroglifin doğmasına yardımcı olmuştur. Her iki tür yazının da temeli olan çizgi ve resimler aynı zamanda kemik takvimlerin üzerinde de yan yanaydı, burası kesin… Daha ilginç olanı, kemik ve taş takvimler, uygarlığın yükselmeye başlamasıyla birlikte astrolojinin de ortaya çıkması için gerekli sahneyi oluşturdu.

DAHA SONRA BAYRAĞI MAYA’LAR DEVRALDI

Daha sonra konuyla ilgili araştırma grupları Maya ve Aztek uygarlıklarında da astroloji kültürünün varlığını kanıtladılar. Böylece astrolojinin Babil kaynaklı olduğunu savunan kuram tamamen çöktü!

Çünkü, varlığını M.Ö. 2.000 – M.S. 200 yılları arasında sürdüren Babil uygarlığıyla, yine varlığını M.S. 800 – M.S. 1400 yılları arasında sürdüren Maya uygarlığının kültürel etkileşime girmiş olmaları olanak dışıdır. Günümüzde hala Mayaların kehanetleri tartışılıyor.

MAYALARDAN SONRA ASTROLOJİ’YE BABİL SARAYLARINDA RASTLIYORUZ…

Astroloji Tarihi Hakkında Detaylı Bilgiler

Babilli din adamları gök cisimlerinin devinimlerini okumada, kralların yazgılarını, hava durumunu öngörmede büyük “beceri” kazanmışlardı. Ay ve Güneş tutulmalarını, kuyruklu yıldızları, kurban edilen hayvanların iç organlarının koşulları gibisinden “işaretleri” yorumlayarak görevlerini yerine getiriyorlardı. Babilli din adamları geleceği öngörmede iki yöntem kullanıyorlardı:

Birinci Yöntem: Haruspex : Kurban edilen hayvanların karaciğerlerinin incelenip yorumlanması.Bunu “sakatat okuyucuları” yapıyordu

İkinci Yöntem Hemeroloji: Gökyüzünün ve gökyüzünde süregelen olayların okunması.

Babilliler üzerine çalışan uzmanlar haruspex’in daha önemli olduğuna işaret ediyorlar. “Sakatat okuyucuları” daha çok karaciğer üzerine yoğunlaşmışlardı. Çünkü karaciğerin biçimi ve ağırlığı Babillileri çok etkilemişti. Erken dönem Babil’de gökyüzü olaylarını okuma ve yorumlama da önemliydi. Özellikle tutulma ve kuyruklu yıldızlara büyük ilgi vardı. Haruspex işlemlerine ilişkin kanıtlarımız, karaciğer biçimindeki kil ve bronz modellerin günümüze dek çok iyi korunmuş olmasındandır.

Büyünün kullanılmaya başlandığı en erken çağ yine Babil dönemine rastlıyor

Kurban törenleri sırasında çıkarılan taze, kanlı karaciğerleri inceleyen din adamları geleceği nasıl “okuyabiliyorlardı”? İşte büyünün devreye girdiği nokta tam da burası! Din adamı, geleceğe ilişkin olayları öngören karaciğer koşullarını yorumlarken önceden belirlenmiş olan kurallara sıkı sıkıya uyuyordu. Bu kuralları belirleyen etmenler, karaciğerin boyutları, şekli, rengi ve üzerindeki olağandışı görüntülerdi. Örneğin, sağa doğru kıvrılmış olan karaciğer uygun koşulları öngörürken, karaciğerin boyu, başarı ve uzun yaşama ilişkin öngörülerde bulunuyordu. Bu tür davranışlar en katıksız ve en yalın biçimiyle büyü demektir: din adamları karaciğerin koşullarıyla dış dünya arasında benzerlikler ve ilişkiler kurmuşlardır.

Aslında hepimizin deneyimidir, evcil hayvanların davranışları, bir kuşun uçuşu veya herhangi bir günlük olay geleceği okumada kullanılabilir.

Babillilerde olduğu gibi günümüz astrologlarının öngörülerinin sınırlarını belirleyen tek şey düş güçleridir!

Tutulmalar Babilliler için felaket anlamına geliyordu. Çünkü birileri Babillilerin tanrılarını onların gözleri önünde “yiyordu”! Eğer ay, ve daha önemlisi Güneş, gökyüzünden fiziksel olarak yokolacak olursa, bir felaketle karşılaşacaklarına inanıyorlardı. İlkeldiler ancak felaket korkusuna kapılmada son derece haklıydılar. Çünkü tutulmaların bir gök cisminin gölgesinin yeryüzüne düşmüş olduğunun ayırdında değillerdi. O nedenle onlar için tutulmalar,

Güneş, ay ve onları simgeleyen tanrılar ve dolayısıyla tanrıların yönetimi altında bulunan insanlar için tehlike demekti.

Bu tür okumalar kuşkusuz henüz horoskop astrolojisi sayılamaz. Ancak, bugün çoğu ülkede kullanılan astroloji Babil’de kullanılan horoskop astrolojisini andırıyor. Babilliler bir yandan büyü kuralları geliştirirken diğer yandan da dikkatli astronomik gözlemler yapıyorlardı. Yıldızların, bibbu adını verdikleri gezegenlerin, tutulmaların, kuyruklu yıldızların ve novaların geliş gidişlerine ilişkin dökümler tutuyorlardı. Diğer bir deyişle, ayın değişen evrelerini izleyen Paleolitik avcıyla başlayan gökbilimin gelişmesi büyünün gelişmesiyle koşut gidiyordu. Anımsamakta yarar var, Babilliler için Ay Güneş’ten daha önemliydi.

MISIRDA ASTROLOJİ

Mısırlıların da kendine özgü evrenbilimleri vardı. Ancak Mısırlıların astronomik gözlemleri büyü ya da geleceği öngörme amaçlı kullandıklarına ilişkin hiçbir kanıt yok. Mısırlılar düzgün ve güvenilir bir takvim oluşturmak amacıyla gökyüzüyle ilgilenmişlerdi. Mısırlı din adamları yılın başlangıcını Sirius yıldızının doğuşu olarak belirlemişlerdi. Sirius yıldızının gökyüzünde ilk görünüşüyle Nil nehrinin taşması eşzamanlıydı. Bu nedenle, Mısır yılının Güneş’ten hemen önce doğan Sirius yıldızının doğuşuyla başlaması son derece doğaldı.

Mısırlılar astronomik gözlemlerini tamamen farklı, yerötesi amaçlı da kullandılar: bu gözlemler, ölülerin “ruhlarının” gökyüzünde rahatça yolculuk yaptıktan sonra onlara ayrılan gezegenlerdeki yerlerini bulmada yardımcı oluyordu. Babilliler gibi Mısırlılar da tanrılarıyla gök cisimleri arasında ilişki kurmuşlardı. Örneğin Venüs, ölü krallarının çocuğu olarak bilinirdi: Güneş tanrılarının adı Ra idi. Orion takımyıldızı Osiris ile ilişkiliydi. Eski mitolojiyi inceleyen herhangi bir kişi bu sayıyı daha da arttırabilir.

Mısır krallığı politik entrikalarla dolu Babil’e kıyasla daha sakin ve daha düzenli bir toplumdu. Bu farkı dikkate alırsak, Mısırlıların geleceği okuma veya öngörülerde bulunmaktan çok, “öte dünyaya” rahat bir yolculuğun koşullarını sağlamakla ilgilendiklerini düşünmek yanlış olmaz. Özellikle firavunlar için gökyüzünde başarılı bir yolculuk yaparak Güneş veya yıldızlara kavuşmak çok önemliydi. Bu dünyadan ayrılan kralın ruhunun (ba) tanrılarla anlaşma yaptığına inanılırdı. İmparatorluk erkinin bir sonraki firavuna sorunsuz bir biçimde geçmesi ve tanrıların yeni hanedana sevgiyle

bakması için bu anlaşmaya gereksinim vardı.

Mısırlı din adamları öteden beri var olan bitki kültürlerini, otlardan elde edilen ilaçlar biçiminde gezegen “etkileriyle” birleştirdiler. Sonraki 2000 yıl içinde tıp biliminin temelinde Iotromatematik adı verilen bu astroloji dizgesi vardı.

Çağdaş tıp biliminin “babası” olarak anılan Hipokrat,, astrolojiden habersiz bir doktorun var olabileceğini düşünemediğini dile getirdi. Böylece, Babillilerin astroloji “sanatıyla”, doğa bilimlerinin ilişkisi Mısır ve Yunanlılar yardımıyla kurulmuş oluyordu.

YUNAN – ROMA EVRENBİLİMSEL ASTROLOJİSİ

Kuşkusuz, Yunanlıların da eski dönemden arda kalan törenleri, öyküleri ve gelenekleri vardı. Gökyüzü olaylarını okumada yetkindiler. Peygamberce okumalar özel yeteneği olan (ve çoğu zaman uyuşturucu almış) din adamı ve rahibeler tarafından yapılırdı. Günah çıkarma odalarının dini katmanlaşmadaki yerinin ne olduğu tam olarak bilinmiyor.

Mısırlılar “ruhların” yıldızlara başarılı bir yolculuk yapabilmeleri için çaba harcadılar. Yunanlılar Yer’deki yaşamla evrenin ilişkisini kurmaya çalıştılar.

Kısacası, Yunanlılar “yaşamın anlamını” bulmak zorunda olduklarını duyumsadılar. Bu çabaları onları çağcıl bilimin öncüleri durumuna getirdi.

Yazgıcı astrolojiye en çok inananlar ve onu geliştirenler Romalılar oldu. Astrolojinin Roma’ya sızışı Yunanlı kölelerce ve diplomatlarca gerçekleşti. Astroloji Roma’ya 100 yıl süren sıçramalar ve duraklamalarla geldi. Halk kitleleri arasında yayılışı M.Ö. 156 yılında tamamlandı.

Sakin, dingin us durumuna sahip Roma halkı astroloji ve göksel yazgı kavramlarınca büyülendiler.

Romalıların özellikle kuyruklu yıldızlara ilişkin batıl inançları çok derindi! Romalılar da Babilliler gibi pratik bir halktı. Bu nedenle astroloji politik yaşama hızla girdi.

Roma mahkemelerinde astrologlar hemen hemen daima göreve hazırdı; tüm davalarda olmasa da çoğu kez salıklarına uyuluyordu. Astroloji Roma’da o denli güçlü bir politik ve psikolojik silah olmuştu ki, astrologlar birkaç imparatorun “yazgısını” belirleyecek duruma gelmişlerdi! İmparatorların rakiplerini, “yıldızların onlarla birlikte olduğu” konusunda işledikten sonra, düzenleyecekleri entrikaların “yazgısının” başarıdan başka birşey olamayacağı konusunda inandırdılar. Julius Caesar’ın 15 Mart’ta suikast sonucu öldürüleceğini astrolojik öngörüler söylüyordu! Bu öngörüyü bugün astrolojinin başarısı olarak ileri sürme çabaları var. Oysa ki Caesar’ın bir suikasta kurban gideceği hemen hemen herkes tarafından biliniyordu. Bu gerçeği Caesar’a anlatmaya çalışanlardan biri, onun yakın arkadaşı ve “sakatat okuyucusu” Spurinna idi. Spurinna “okuduğu sakatatta” suikastı öngörmüş ve Caesar’ı uyarmıştı. Julius Caesar’ın ölümünden sonra bir kuyruklu yıldız göründü ve böylece “Caesar’ın yıldızlara yükselişi”ne ilişkin öngörü doğrulanmış oldu… Roma’nın ilkel insanlarının inançlarından birisi, kişilerin öldükten sonra “ruhlarının” Yer’den ayrılıp gökyüzünde yıldız olarak yerleşeceği yönündeydi. Kuyruklu yıldız göründüğünde onun Caesar’ın “ruhu” olduğu dedikodusu hemen yayıldı. Bu, Caesar’ın ruhunun ölümsüzlüğe kavuştuğunun olumlu bir işaretiydi. Bu olanağı iyi değerlendiren Octavius, Caesar’ın “ruhunun” yıldızlara kavuştuğunu kamuya duyurdu ve böylece kendi yıldızının “yükselmesini” garantiledi…

“Caesar’ın ruhunun yıldızlara kavuşmasından” hemen sonra astrologlar yeni imparator Augustus’un ölümüne ilişkin öngörülerde bulunmaya başladılar. Bu öngörüler Augustus’u o denli tedirgin etti ki, M.S. 11 yılında Augustus “gerçek” horoskobunu yayınlatarak ölüm zamanının henüz gelmediğini kanıtlamaya çalıştı. Daha sonra da astrologların imparatorluk üst yönetimine ilişkin ölüm öngörülerinde bulunmalarını yasakladı.

AMERİKAN YERLİLERİ

Amerikan yerlileri, insanın ruhunun doğum anında bir ruh rehberi ile biraraya geldiğine inanmışlardı. Bu rehber bir hayvandı ve insana, yaşam yolculuğunda görünmez bir yol arkadaşı olarak refakat ediyordu. Kişinin doğum tarihine göre Kaz, Su Samuru, Kurt, Şahin, Kunduz, Geyik, Ağaçkakan, Somon Balığı, Ayı, Karga, Yılan veya Baykuş olmak üzere 12 tane spiritüel rehberden biri, kişinin ruhuna yol gösteriyordu. Kişinin rehberinin hangi hayvan olduğunun tespit edilmesine yarayan doğum tarihi aralıkları, kabaca, kişinin bizim bugün kullandığımız zodyaktaki burçlardan hangisine mensup olduğunu gösteren tarih aralıklarına denk düşmektedir (Kaz – Oğlak, Su Samuru – Kova (…) Yılan – Akrep, Baykuş – Yay gibi).

Batı dünyasındaki koruyucu melek kavramı gibi, bu spiritüel rehberler de insana cesaret ve umut veren ruhani birer danışmandı. Her kişinin ve her kabilenin bu rehberleri temsil eden totemleri bulunmaktaydı.

Amerikan yerlilerinin bu spiritüel rehberlerin insana vereceği düşündükleri ilham da, zodyak burçlarının kişinin karakterini ve hareket şekillerini belirleyen etkilerle benzerlik taşımaktadır.

Bu rehberler, aynı zamanda elementleri temsil eden Kaplumbağa Klanı (Toprak), Kelebek Klanı (Hava), Atmaca Klanı (Ateş) ve Kurbağa Klanı (Su) olarak gruplanıyorlardı ve belli bitkiler, taşlar ve renklerle de ilişkilendirilmişti.

ÇİN ASTROLOJİSİ

Batı Astrolojisi gibi Çin Astrolojisi de insanın yaradılışını temsil eden 12 kategori içermektedir. Bu kategorilere Çin Hayvan Burçları adı verilir. Bu burçların oluşturduğu Çin Zodyağı, bir Çin takvim yılına bağlı bir sistem içerisinde yer alır. Yani, Çin burçlarının her biri, Batı Astrolojisi’ndeki gibi bir aya değil, bir Çin yılına denk gelir.

12 Çin Hayvanı, sırasıyla Fare, Öküz, Kaplan, Tavşan, Ejder, Yılan, At, Koyun, Maymun, Horoz, Köpek ve Domuz’dur.

Çin Astrolojisi’nin uygulama temelleri Çin takviminde, özellikle de bu takvimin 12 yıllık hayvan döngüsündedir. Öngörüm teknikleri ise, göksel cisimlerin Çin takımyıldızları üzerindeki hareketlerini esas alır.

28 Çin takımyıldızı, 88 Batı takımyıldızından oldukça farklıdır.

Çin felsefesindeki elementler ve gezegenlerler ilişkilendirilme şekli de Batı’dakinden farklılıklar gösterirler. Venüs Maden, Jüpiter Ağaç, Merkür Su, Mars Ateş, Satürn ise Toprak elementini simgeler.

Batı Astrolojisi’nin bugün popüler olabilmek için geldiği nokta olan, insanlara maddi dünyanın nimetlerinden faydalanmak, yani tamamen aşk, para, seks gibi konularda rehberlik etme amacından bağımsız olarak özünü koruyan Çin Astrolojisi, yaşamı metafizik yönünden ele alır ve insan ruhunun ölümden sonra da taşımaya devam edeceği olumlu özellikler konusunda yol gösterir. Ruhun ebedi olanla birleşme isteği açıkça ifade edilir.

HİNT ASTROLOJİSİ

Hindu Astrolojisi, Vedas metinlerinin yazıldığı zamanlara kadar uzanır ve bu nedenle Vedik Astroloji olarak da adlandırılmıştır. 4,000 yıllık bir geçmişi olan Vedik Astroloji; Güneş, Ay, Mars, Jüpiter, Venüs, Satürn, Rahu (ejderin başı – Kuzey Ay Düğümü) ve Kethu’yu (ejderin kuyruğu – Güney Ay Düğümü) temel alır. Mikrokozmos ile makrokozmos arasındaki bağlantıyı öne çıkaran Vedik Astroloji, Batı Astrolojisi’nden, Ay Evleri gibi teknikler kullanmak ve Tropik Zodyak yerine Sidereal Zodyak’tan faydalanmak gibi çok çeşitli farklılıklar gösterir.

Bunun dışında, Vedik Astroloji’de de Zodyak 30 derecelik 12 eşit parçaya bölünmüştür ve burç isimleri de bugün Batı’da kullanılanlarla büyük benzerlik gösterir. Yine de Başak (orijinali olan Virgo Bakire demektir) yerine Kız, Oğlak (orijinali olan Capricorn Keçi Boynuzlu demektir) yerine Deniz Canavarı, Kova (orijinali olan Aquarius Su Dağıtan/Su Koyan/Saki demektir) yerine de Su Sürahisi denmiştir. Ayrıca dilimize Yay olarak geçen Sagittarius aslında Okçu demektir ama Hintliler de bunu bizim gibi Yay olarak tabir ederler. Buna karşın, Denge demek olan Libra’yı bizim gibi Terazi olarak tanımlamamışlar, yine aynı şekilde Denge diye nitelendirmişlerdir.

Bir diğer benzerlik de, Batı’daki dört elementin Vedik Astroloji’de de Ateş, Hava, Toprak ve Su olarak tanımlanması ve burçlarla da Batı’daki ile aynı şekilde ilişkilendirilmesidir.

Bazı Hint Üniversiteleri, Vedik Astroloji alanında yüksek lisans programları açmışlardır.

Astroloji Tarihi konusu hakkında soru,sorun ve görüşleriniz için bizimle iletişime geçebilirsiniz…

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,